İş
bu yazı; 4 sene önce piyasaya sürülmüş ve henüz üstünden çok kısa bir süre
geçmiş olmasına rağmen birçok kullanıcı tarafından yeni bir para birimi olarak görülmeye
başlanan Bitcoin hakkındadır. Bitcoin’in gerek temel gerekse karmaşık ekonomik
kabuller karşısında yetersizliği ve potansiyel zararları anlatılacaktır.
Bitcoin,
Satoshi Nakamoto tarafından 2008 yılında yaratıldı ve 2009 yılında ilk defa
kullanımına başlandı.[1] Başlarda değeri olmayan Bitcoin, ilk defa 18
Mayıs 2010’da bir alışverişte kullanıldı. Bitcoin Forum’da “lazslo” isimli
kullanıcı 2 büyük boy pizza için 10.000 Bitcoin vermeye hazır olduğunu söyledi.[2]
Bitcoin için her şey böyle
başladı. Başlarda hiçbir değeri olmayan bu yeni para birimi bir sene sonra
Temmuz 2011 itibariyle 35 dolar seviyesine kadar tırmandı. Aralık 2011’de 2
dolar seviyesine kadar düşmesine rağmen bu tarihten bir sene sonra Aralık 2012’de
15 dolar düzeyine kadar tekrar çıktı. 2013 yılıyla beraberse Bitcoin,
yatırımcılarının yüzünü güldürmekle kalmayıp para piyasalarını tabir-i caizse
alt üst etti. 2013 yılının birinci yarısını %800’ün üstünde artışla tamamladı
ki bu aralıkta –Nisan 2013– 238 dolar düzeyine kadar çıktı.[3] Yılın
ikinci yarısında ise 1203 dolar düzeyine kadar çıkan Bitcoin, Aralık 2013
itibariyle 1000 doların üstünde kaldı ve yeni yıla da 1000 doların üstünde
girmesi bekleniyor.
Satoshi
Nakamoto’nun, 1 Kasım 2008’de yazdığı ve Bitcoin’in İncil’i olarak
isimlendirilebilecek Bitcoin: Eşler Arası Elektronik Para Sistemi isimli
makalede Bitcoin’in amacı, yöntemi, işleyiş mekanizması, hesaplanılabilirliği,
güvenilirliği ve gizlilik mekanizması kısaca açıklanıyor. Satoshi Nakamoto’ya göre Bitcoin’in amacı
internet üzerinden yapılan para işlemlerdeki işlem maliyetini düşürmek ve
üçüncü şahsı aradan kaldırmak.[4] Nakamoto’nun makalesine
bakıldığında bir ekonomistten ziyade bir mühendis arka planıyla Bitcoin fikrini
ortaya çıkardığını söylemek mümkün. Makalede Bitcoin’in güvenilirliği, C
programına dökülmüş notlarla ve matematiksel hesaplamalar ile kanıtlanıyor.
Daha doğru bir tabir ile inandırılmaya çalışılıyor.
Peki,
mühendis arka planıyla gözde canlandırılan Satoshi Nakamoto gerçekte kim?
Satoshi Nakamoto’nun gerçek birisi değil bir mahlas olduğun zaten bilinen bir
gerçek ama Nakamoto’nun gerçek kimliği hala bir sır perdesinin arkasında. John
Biggs’in 5 Aralık 2013’da popüler teknoloji bloglarından techcrunch.com’a
yazdığı “Gerçek Satoshi Nakamoto Kim? Birisi Cevabı Bulmuş Olabilir!” isimli
yazıda Nakamoto’nun gerçekte tek bir kişi ya da bir grup insan hatta bir devlet
kuruluşu olabileceğinden bahsediliyor.[5] Aynı yazıda Bitcoin’in
mucidinin George Washington Üniversitesi’nden Nick Szabo olabiliceği çeşitli
iddialarla destekleniyor. Nick Szabo ismiyle Bitcoin’in buluştuğu tek haber de
bu değil. David Gilbert’in International Business Time’ın İngiltere baskısına yazdığı
bir yazıda, isimsiz bir blog yazarının değerini %4000’e yakın oranda artırmış
olan Bitcoin’in mucidinin Szabo olduğuna dair güçlü kanıtları olduğundan
bahsediliyor.[6] Yazıda Szabo’nun yapısı Bitcoin’e çok benzer bit
gold mekanizmasının yaratıcısı olduğu, bilgisayar üzerine eğitiminin olduğundan
bahsediliyor. Yazıda; Szabo’nun bir mühendisten yardım alıp beraber bit gold
fikrinden daha iyi bir çalışma sistemine sahip yeni bir mekanizma yarattıkları
ihtimalinden de bahsediliyor. Nisan 2008’de Szabo’nun kişisel bloğuna yazdığı
“Bit gold, gerçek bir markette denenirse yararlı olabilir. Programı kodlamamda
bana yardımcı olabilecek birileri var mı?” ifadesi de iddiaları güçlendiriyor.
Peki, Bitcoin mevcut ekonomik sistemi nasıl tehdit ediyor? Öncelikle Bitcoin, yeni bir para biri olmaktan daha ziyade bir emtia olarak kabul edilebilir ancak işin anlamından şaştığı nokta şu ki; hiçbir emtia, sahibi belli olmayan ve hayali bir işlemler zincirine bağlı olarak ilerleyememeli ve Bitcon’in işlemler mekanizması, anonim kalmak ilkesine dayanıyor. Bitcoin’in emtia olması fikrine karşı çıkan bir başka yazıda da bir değerin emtia olarak görülmesi için altın gibi gerçek bir değer üzerinden fiyatlandırılması gerektiğinden bahsediliyor ancak Bitcoin, altın ya da herhangi bir değer üzerinden değil, sadece internetteki veriler üzerinden değer kazanıp değer kaybediyor. [7] Belki de bundan yıllar sonra Nakamoto (ya da Szabo) 21. yüzyılın Ponzi’si, Bitcoin ise yeni saadet zinciri olarak gösterilecek.
Ekonomi tarihi daha önce de Bitcoin gibi finansal yeniliklere tanıklık etmiş ve birçoğunun çöküşüne şahit olmuştu. Büyük Buhran’dan sonra işsiz kalan, analitik düşünme konusunda ekonomistlerden daha yetenekli mühendisler, bu yeteneklerini kullanarak yeni market araçları geliştirdiler. Ancak ekonominin temel ögelerine değil sistemin problemsiz çalışmasına bağlı geliştirilen bu yeni araçlar sistemde bir balon oluşturdular ve bu balon ilerleyen yıllarda patlayarak sistemi yeni bir kaosa sürükledi. Szabo'nun yaptığı da bu aslına bakılırsa. Szabo, sisteme 10 milyonun üstünde Bitcoin sokmuş durumda. Bu Bitcoin'ler başta sembolik oldukları için sistem çok fazla tepki vermedi ancak 2013 Aralık’ında 1000 dolar seviyesini geçen Bitcoin artık sistemi tehdit ediyor. 2010’un başında piyasada 3 milyon Bitcon vardı, bugün bu rakam 11 milyona kadar çıktı ve 2014’te 14 milyona tırmanacağı ön görülüyor. Basit bir hesaplamayla 2011’in henüz başında piyasada 160 milyon dolar değerinde Bitcoin vardı diyebiliriz. Bu rakam 2014’e girerken 1 milyar dolara sınırına yaklaştı. Reuters’te finans blogu yazarı olan Felix Salmon’un da dediği gibi; Bitcoin’in bu hızlı yükselişi paranın kontrol mekanizmasına ters geldi ve enflasyonda anormal artışlara sebep oldu. Avrupa’nın içinde olduğu ekonomik kriz de işin içine girince Bitcoin, kullanıcılar için bir kaçış, hükümet ve Avrupa Birliği yönetimi için ise bir baş belası haline geldi. Avrupa Birliği Kıbrıs’ın üzerinde yaptırım uygulamak ve paranın kontrolünü eline almak isterken Bitcoin bir anda popüler hale geldi, çünkü anonimlik ilkesine dayanan Bitcoin sayesinde kullanıcılar paralarını istedikleri yerden istedikleri yere üçüncü bir şahsa veya organa haber vermeksizin taşıyabiliyorlar. 2011 sonunda Belarus ve Ukrayna’da da Bitcoin kullanımı sebebiyle hiper enflasyon tehlikesi yaşandı. [8]
Bitcoin
sistemindeki bir diğer yanlış ve ekonomik anlamdaki tehlike ise Bitcoin’in
sürekli yükselişinin kullanıcı profilinde yarattığı değişim ve bunun ekonomiye
yansıması. Temel olarak gerçek şu ki; Bitcoin madenciliği gittikçe daha
pahalılaşıyor. Bitcoin’in değeri sürekli artsa da talep daha hızlı arttığı için
ve piyasaya ne kadar Bitcoin’in ne zaman sokulacağı önceden belli olduğu için bu
iki parametre arasında rasyonel bir bağ kurmak mümkün olmuyor. Başlarda madencilik
yapmak isteyen birisi evinden kolayca madencilik yapabiliyorken, piyasanın
aşırı hızlı büyümesiyle difficulty denen zorluk düzeyi gittikçe arttı ve bu da
insanları botnet denen korsancılığa itti. Artık kullanıcılar botnetler ile
başka bilgisayarları kendi kazma işlemleri için kullanıp daha hızlı
kazabiliyorlardı. Botnetlerin oluşumu bireysel madenciliği duraklattı, zorluk
derecesini yükseltti ve piyasayı yeni bir seçime zorladı. Philipp Güring ve Ian
Grigg’in Bitcoin’in kaçınılmaz ekonomik çöküşünü öngördükleri ve çözümler
ürettikleri makalelerinde belirttikleri gibi durağanlık durumunda bireysel
madencilikten kazanç sağlayamayan kullanıcılar ya madenciliği bırakıp
ellerindeki mevcut Bitcoin’lerin değerinin artmasını bekleyeceklerdi, ya
madenciliğe devam edip Bitcoin’in değerlenmesini bekleyeceklerdi, ya da
ellerindeki bütün Bitcoin’leri paraya çevirip piyasadan çıkacaklardı. Birçok
bireysel madenci botnetlere daha fazla dayanamayıp piyasadan çıktı ya da botnet
kullanmaya başladı. Tabi ki botnetlere olan bu talep, arzı da yarattı ve birçok
botnet ortaya çıktı ardından da botnetlerin fiyatı düştü ancak bireysel
madencilik yapanlar botnet madenciliği yapanlar karşısında etkisiz kaldılar. Piyasa
yeni bir arz-talep eşitliğine geriledi ve bu eşitlik, bireysel madencilik
yapanlar ile botnet madenciliği yapanların arasında bir fiyatta kaldı.[9]
Kısacası piyasa kendi kendine bir tarife dışı kısıtlama getirdi.
Bitcoin
ile ilgili problemlerden bir diğeri de Bitcoin üzerinden elde edilen gelirlerin
vergilendirilmesi, harcamaların beliralenmesi ve olası yasadışı para
transferlerinin ve illegal işlemlerin önüne geçilememesi çünkü David Gilbert’ın
da yazısında belirttiği gibi, Bitcoin,
işlem sahiplerini anonim olarak gösterdiği için uyuşturucu ticaretinde mükemmel
bir paravan işlevi görüyor. [6] Öte yandan ABD Ulusal Güvenlik ve
İdari İşler Senato Komisyonu da 13 Ağustos 2013’te Bitcoin ile ilgili
düzenleyici bir çerçeve oluşturacaklarını belirtti. [10] Ancak hala Bitcoin,
anonimlik ilkesi sebebiyle bir vergi cenneti olarak görülüyor. Omri Marian’ın “Kripto
Para Birimleri Vergi Cennetleri Mi?” makalesinde belirttiği üzere; başta Bitcoin olmak üzere tüm
kripto para birimleri vergi cennetlerinin 2 temel özelliklerine sahipler:
kazanç, vergilendirmeye tabi değil ve vergi mükelleflerinin gizlilik ilkesi
esas. Ayrıca bu para birimlerinin vergi açısından bir artıları daha var;
üzerlerinden yapılan işlem, herhangi bir finansal kurum veya kuruluşa bağlı
olmak zorunda değil. Yani, Bitcoin ve türevleri, vergi kaçakçılığını
kolaylaştırıp devletin konuyla ilgili yaptırımda bulunmasını zorlaştırıyor.
Eğer bu pazar bu hızla büyümeye devam ederse, vergi cenneti ülkeler üzerinden
gerçekleşen vergi kaçakçılığı yerini yeni vergi cenneti haline gelmiş olan
kripto para birimlerine bırakacaktır.[11]
Yazının
başından itibaren Bitcoin’in birçok özelliğinden; yaratılışından, amacından,
değerindeki dalgalanmalardan, yaratıcısının üstündeki sır perdesinden bahsettim.
Farklı yazarların ve akademisyenlerin düşünceleri ışığında Bitcoin’in ekonomik
anlamdaki yanlışlarına değindim. Başta Bitcoin olmak üzere tüm kripto para
birimlerinin ne tam anlamıyla bir para birimi olduğunu ne de emtia
olabildiklerini söyledim. Son olarak da Bitcoin’i neden bir balon olarak
düşündüğümden ve Bitcoin’in hem belgelendirilmesi hem vergilendirilmesindeki ne
kadar zor bir değer olduğundan ve bunun zararlarından bahsettim. Tabi ki,
ekonominin tekrar takas yöntemine dönmesi fikrinde değilim ancak hayali
emtiaların ve para birimlerinin ekonomiyi çıkılması zor bir kaosa süreklemesi
ihtimaline karşı hazırlıklı olunması gerektiğini düşünüyorum.