Arkadaşlar
merhaba, 20 Ocak gibi başlayan ve 20 Haziran gibi biticeğini düşündüğüm Rouen
Business School Erasmus tecrübemi elimden geldiğince sizlerle paylaşmaya karar
verdim. Buraya exchange student veya turistik amaçla gelicek arkadaşlar
yararlanmak isterlerse umarım işlerine yarar.
Uçağımız
Paris Orly hava limanına yerel saate göre 13.00te iniş yaptı. Zaten Orly hava
limanında böyle kabinin içindeki insanlar yok, 6-7 tane görevli sizleri bekliyo
ve pasaportunuzu-vizenizi neyse gösterip geçiyosunuz. Sonra bavulumuzu alıp
information desk'e gittik, Rouen'e trenle gidiceğimiz için St. Lazare tren
istasyonuna gitmek için yol sorduk. Yol tarifimizi aldıktan sonra fark ettik
ki, küçük bi yanlışlık kurbanı olmuşuz, otobüs bileti aldığımızı sanırken
tren-metro tarzı bi bilet almışız. Canımız sağolsun diyip adını Orlyval diye
hatırladığım şeye bindik, zaten heryerde tabelalar var, hemen bulunabilen
bişey. Orlyval'e bindik, Antony denen ana istasyonda indik, ordan da Orlyval
için aldığımız bileti kullanarak Aeroport Charles de Gaulle yönüne giden
metroya bindik ve Chatelet Les Halles diye bir yerde indik. Burda aktarma
yaptık ve 14 numaralı metroya bindik sonra da St. Lazare'da indik. Zaten buraya
gelerek yolun büyük ve karışık kısmını halletmiş olduk. Burası tren istasyonu
ve tren bileti alıp Rouen'e geçtik. Yol kısmı bu kadardı, umarım kullanmak
isteyenlere yardımcı olur.
Gelelim
Rouen kısmına. İstasyondan otobüsle de taksiyle de kampüse geçilebiliyor, biz
çok yorgun olduğumuz için taksi kullandık, iyi de yaptık, siz de taksi
kullanın. Okula gelir gelmez HUB denen yerden anahtarlarımızı aldık ve
odalarımıza girdik. Odalar açıkçası rezalet diye nitelendirilebilir. Benim odam
9 metrekare ve ilk gördüğümde büyük hayal kırıklığına uğramıştım. Odada
hiçbirşey olmadığı ve yemek yememiz gerektiği için hemen Carrefour'a gittik ve
temel bikaç alışveriş yaptık. Laptopumu açtığımda fark ettim ki, bilgisayarın
soğutma sisteminde problem var, sonra fark ettim ki telefonumun internet paketi
burda çalışmıyo, ve fark ettim ki, buzdolabı da çalışmıyo, hatta elbise dolabım
3 cm genişliğinde ve raf yok, ve yastık yok ve tabi internet de inanılmaz
problemli ve yavaş. Tüm bunlara lanet edip vurdum kafayı yattım. 2. gün de
aynı şekilde geçti nerdeyse hiç bahsetmiyorum, sonra oda arkadaşımla tanıştım:
Yiğit. İşte bu benim için iyi oldu, çünkü şunu fark ettim ki, ilk tepki olarak
inanılmaz özlüyosunuz bıraktığınız şeyleri bu yüzden gelirken mutlaka yanınıza
resim, hatırası olan şeyler, ses kayıtları, takımızın formasını atkısını falan
getirin. Neyse, Yiğit'ten aldığım tüyolarla biraz daha durumu kurtarmaya
yaklaştım; Carrefour'dan ucun meyve sebze nası alınır, hangi marka türk damak
tadına yakın, otobüse nası bedava binilir.
3. gündü galiba,
bir fransız telefon hattı almak için Carrefour'a gittim (Cidden herşeyi
satıyolar!) Telefonumun blokeli olduğunu ve kırdırmam gerektiğini söylediler.
Elimize bi adres verip yolladılar, ben de yolda giderken dedim birilerine
soriyim, Excuse me, buraya nası giderim, telefonuma bloke kodu gibi bişey almam
lazımmış dedim, yurt dışından mı geldin dedi, he dedim, nere dedi, Turkey
dedim, işte o an dünyanın en güzel şeyini söyledi "Aaaa, ben de
Türküm!" Demet, sağolsun beni gitmem gereken yere götürdü, ilgilendi,
dersinden falan kaldı, ama en son anladım ki, bu iş böyle olmiycak, kıza da
yazık, dedim "Hadi sen dersine git, herşey için çok teşekkürler, ben zaten
katedralin önüne çıktım mı yolumu bulurum." Katedral de Ankara'nın YKM'si
gibi bi yer, önünden falan buluşuyulo, oraya çıksam yolumu bulucam, ama 2 saat
uğraşmama rağmen çıkamadım, kısacası kayboldum Roeun merkezde, dedim madem
kayboldum biraz geziyim, şarkı falan söylemeye başladım, geçtiğim sokaklardan
bikaç kez daha geçtim, sonra karnım acıktı, bi Hint restoranında döner gibi
bişey yedim, ordan yola devam. Baktım Fransız kardeşlerimiz ingilizce
bilmiyolar, bilenleri de çok konuşamıyo, dedim fırsat bu fırsat, canım da
sıkılıyo zaten, durdurdum birini, "How I jump bus 4" dedim, anlamadı
tabi, ben de dönerimi yiyerek yola devam ettim. Sonunda yolumu bi şekilde bulup
kampüse vardım allahtan.
4. gün
bilgisayarımın fanının bozuk olduğunu anladım ve el yordamıyla tamir ettim,
yanımda getirdiğim öbür telefona fransız hattını taktım, buzdolabım çalışmaya
başladı, internetim biraz düzeldi, eşyalarımı dolaba değil çekmecelere
yerleştirdim, kısacası hayatımı biraz idame ettirebiliyo hale geldim. Ve
sonradan öğrendim ki, bizim yurt Exchange yurduymuş, bugün de birisinin doğum
günüymüş, toplanıp Le Palace diye bi yere gittik. Açık söylemek gerekirse
Bodrum'daki sıradan bi mekandan bi farkı yok. Tek farkı mekanın çıkışında taksi
falan yok, 2 saat taksi bekledik ama Fransızlar tok millet galiba, belli bi
saatten sonra çalışmıyolar. Kendi imkanlarımızla yurdumuza döndükten sonra
sıcak bi çorba içip yattık, çünkü biz mekana girerken hava -6 dereceydi,
çıktığımızda -15 falandı en az, öyle soğuktu.
5 gün de
diğer günler yaptığım gibi Carrefour'a gidip alışveriş yaptım, ve bütün gün
yattım, zira bu hafta beni gerçekten çok yormuştu.
Bu hafta
neler öğrendik;
- Burası inanılmaz soğuk, hazirana doğru anca 25i görür dediler
- Gelir gelmez Carrefour kartı almaya bakın, bol bol gidiceksiniz
- Otobüs kartı var, bus pass denen, onu almak lazım
- Az biraz Fransızca bilmek yada bilen birisiyle takılmak sizi kurtarır
- Cebimizde bi taksi numarası bulundurmamız lazımmış
- Ucuz tarifeli bi fransız hattı almak lazım
- Ve en önemlisi, moralimizi yüksek tutuyoruz; All Is Well
Önümüzdeki
hafta neler yapıcaz;
- Bus pass dediğim şeyi alıcam
- Paris'e inicem
- Rouen merkeze inip hem biraz alışveriş yapıcam hem fotoğraf çekicem