Meraba
arkadaşlar;
3 hafta
sonra tekrar bi blog yazıyorum ve bu 3. haftalık gecikmenin sebebi de
biçoğunuzun bildiği gibi interrail serüvenim. Hemen bu güzel 3 haftanın bi
özetini geçiyim sizlere.
İlk hafta
zaten sadece 2 gün derse gittim ve gördüm ki, dersler kendi çapında zorlaşmaya
başlamış. 3dersimin 2sinden önümüzdeki hafta içinde proje sunumu tarzı bişeyler
varmış. Projemizi zaten sağolsun fransız kardeşlerimiz iteliyolar, free-rider
olarak hayatımıza devam ediyoruz. Diğer derste de bizim okulda işletme birinci
sınıflara oynattıkları "Capitalism" tarzı bi oyun oyniycaz ama ne
yazık ki burda o oyunu 1. sınıflar değil 4. sınıflar oynuyo. Üstün fransız
eğitim kalitesini burdan tekrar tekrar görebilirsiniz.. Diğer dersim için de bir
kitap okuyup araştırma özütleme geliştirme falan tarzı bişeyler yapmamız
gerekiyomuş.. Ders yükü bu kadar zaten, şimdi gelelim uzun kısma..
Interrail'a
hazırlık dönemi biraz sancılı bi dönem açıkçası; rota özellikle çok büyük
problem. O yüzden gitmeyi düşünen arkadaşlar kalıcakları yerleri, gezicekleri
yerleri, günlerin dağılımı iyi yapsınlar. Bizim rotamız 5-6 kere falan değişti
ama şöyle bi rota belirledik kendimize:
Paris
---> Berlin ---> Prag ---> Münih ---> Viyana ---> Budapeşte
Budapeşte'den
de Eindhoven'a ucuz uçak bileti bulunca benim son yörüngem şöyle oldu
Budapeşte
---> Enschede ---> Lahey
22 gün
içinde 10 günlük seyahati kapsayan bi bilet aldık ki kendisi 265 € oluyo,
çantalarımızı donla çorapla doldurduk, yollarda aç kalmayalım diye sandviçleri
de bastık, çıktık yola. Hemen şöyle bi ayrıntı veriyim, büyük şehirlere
özellikle hafta sonları gidiyosanız mutlaka rezervasyon istenip istenmediğini
sorun, isteniyosa yaptırın, bazen yoğunlukla karşılaşabiliyosunuz.
Paris'ten
Berlin'e giderken yataklı tren kullandık zira yol 13 saat, uyumadan geçmez.
Berlin'e indiğimizde yolu sormak için sağa sola bakarken bi pazar gördük, boş
gözlerle bakarken biri seslendi tabi, "Gençler bi yeri mi
arıyosunuz?" "Vay" dedik "Abi türk müsün?" yanımızdan
geçen başka bi adam "Burda yere tükürseniz türkün ayakkabısına gelir"
dedi, anladık ki, burda bize ölüm yok. Erasmus görevini Berlin'de sürdüren
sevgilimle de buluşunca dedik bi Küçük İstanbul'a gidelim. Kreuzberg,
Berlin'deki türkler arasında Küçük İstanbul diye geçiyo, hakkaten de küçük bi
Türkiye orası, her dükkana selamın aleyküm diye giriyosunuz, Türkçe konuşmanıza
gerek kalmıyo. Böyle güzel biyer bulmuşken karnımızı türk yemekleriyle doyurduk
ve başladık gezmeye. Brandenburg Kapısı, Televizyon Kulesi, Alexanderplatz,
Berlin Katedrali, Görlitzerpark -ki burası çok güzel bi yer-, Pergamon
Müzesi, bi de adını bilmediğimiz underground biyere gidip sokak sanatçılarının
sergisini gezdik. En güzel yanı da sevgilimi gördüm ve güzel türk yemekleriyle
karnımı doyurdum.
Gece
treniyle Berlin'den Prag'a geçtik, sabah otelimizde bi güzel dinlendikten sonra
akşam gezmeye dışarı çıktık, zaten Prag'da iki gün kalıcağımız için ilk
akşamımızda yemek yiyip etrafa bakalım demiştik, şansımıza Orhun ve Samet'le
karşılaştık, Prag'da yaşayan bu iki türk bize sağolsun nerde gezilir nerde
yenir içilir anlatıp bi de güzel şehir turu yaptırdılar, daha sonra otelimize
gidip güzelce uyuduk ve sabah kalkıp gezmelere başladık. Prag Kalesi, Charles
Köprüsü, Old Town Square, Astronomik Saat, Mala Strana, Hard Rock Prag -ki
burası Avrupa'daki en büyük Hard Rock Cafe- ve daha bi çok meydan ve Kilise'ye
gittik ve gördük ki Prag gerçekten çok tarihi ve güzel bi şehir ama akşam saat
7den sonra bütün o Old Town Square, hapçılarla ve pezevenklerle doluyo, adım
başı haşiş, marijuana, cannabis, weed, boobies sesleri duymanız mümkün. Ayrıca
Efes Pilsen'in de taklidi olduğu birayı tattık, gerçekten çok güzel ve biraz
ağır bi tadı var, mutlaka deneyin, hatta Gulaş dedikleri yemekle beraber
deneyin.
Ordan yine
gece treniyle Münih'e geçtik ve trenden iner inmez fark ettim ki cüzdanım yok,
ya kayboldu ya trende çaldırdım bilmiyorum ve hatırlamak da istemiyorum çünkü
bütün moralim sıfıra indi ve saat 5e kadar kayıp cüzdanla uğraştım, bi sürü
belge falan var işte bu kısımda o yüzden geçiyorum. Akşam 5ten sonra
gezebildiğimiz kadar gezelim diyip başladık biraz ucundan. BMW Welt,
Olympiapark, Marienplatz, Asamkirche, English Garden, Rock Museum'a gittik,
gerçi English Garden gece bildiğin orman tarzı bi yer oluyo ama sabah gözüyle görmek
de bize nasip olmadı. Sokak sanatçılarını dinledik, yemeğimizi yiyip geldiğimiz
günün gecesi Viyana'ya geçtik.
Viyana,
inanılmaz güzel bi yer arkadaşlar, mutlaka gitmenizi öneririm, küçük ama
gerçekten çok tatlı bi yer ve üstelik sıcacık. O kadar soğuk memleket gezdikten
sonra oturduk bi nehrin kıyısına, bildiğin güneşlendik, içimiz ısındı resmen.
Viyana'da gittiğimiz yerler; Rathaus, Staatsoper, Parlamenton, Hofburg,
Stephanplatz, Sisi Museum, Schönburnn Sarayı -ki buraya en az bi 2-3 saat
ayırmanız lazım- Ama şunu net söyliyim, bu dediğim yerleri gezen turistleri bi
Topkapı'ya, bi Dolmabahçe'ye, bi İstiklal Caddesi'ne bıraksanız ya kalpten
giderler ya yorgunluktan ölürler. İstanbul'u hakkıyla gezmeyen birinin buralara
gelmesinin bi anlamı yok, zira Türkiye'deki bi çok yer daha fazla gezilesi.
Viyana'dan
da gece treniyle Budapeşte'ye geçtik ve geçer geçmez otelimize gidip yattık
çünkü inanılmaz bi yorgunluk vardı ve 3 gündür yatak yüzü görmemiştik. Sabah
kalkınca da başladık Budapeşte'yi gezmeye. Yine burda da akşama doğru
kaldığımız için ve hava yağmurlu olduğu için çok fazla gezemedik ama
Parlamento, Chain Bridge, Elizabeth Bridge, Macar Ulusal Müzesi gibi yerlere
gittik. Size naçizane önerim şu olabilir Budapeşte konusunda; sabah
Parlamento'yu, her iki köprüyü de, St. Matthias Bazilikası'nı, Kahramanlar
Meydanı'nı gezin gece de Budavari Siklo dedikleri asansörden Ulusal Müzeye
çıkın ve Budapeşte manzarasına bi bakın.
Interrail
serüvenimiz burda bitti ve tarih 9 Mart olmuştu. Hollanda serüvenime geçmeden
önce bikaç dipnot daha veriyim ki aklınızda bulunsun:
- Kendi para birimini kullanan
ülkelerde harcamalarınıza dikkat edin, ayarı kaçırabilirsiniz.
- Prag ve Budapeşte'de para
bozdururken dikkat edin, değerinin altında bozmaları çok yüksek ihtimal.
- Yine Prag ve Budapeşte'de
mümkün olduğunca taksi kullanmayın, soyup soğana çevirirler.
- Her gittiğiniz yerden hatıra
bişeyler alın. Souvenir makinalarından coin bastırın, buzdolabı süsü, shot
bardağı, t-shirt, bardak altlıkları, haritalar, biletler hep güzel ve
taşınması kolay hatıralar.
- Gece trenlerine ve otobüslerine
dikkat edin, toplu taşımanın saatleri çok önemli
- gittiğiniz yerlerde ulaşımınızı
genelde daily ticket alarak sağlayabilirsiniz.
- Şehir haritaları ve metro
haritaları hayati önem taşıyo, mutlaka edinin.
Gelelim
Hollanda kısmımıza;
Interrail'i
bitirdiğimizin ertesi günü Budapest'ten uçakla Eindhoven'a gittik ve ben
Enschede'ye geçtim. Geçtim ama böyle bir geçmek yok, 2.5 saatlik yol için 4
aktarma yaptım. Trenlerin kimi 4 dakikalık kimi yarım saatlik, uyumaya gelmiyo.
Neyse, uçak-tren-otobüs hepsini denedikten sonra Ataman'ı bi gördüm, altında
bisiklet, dedim "Bi sen kaldın denemediğim, sen de gel.." Evde Eliföz
ve Şensu'yu da görünce fark ettim ki, okulu falan çok özlemişim. Oturduk,
dinlendik, sohbet-muhabbet ettik, 3 gün Türkiye'deymişim gibi mutlu mesut türk
yemekleriyle doydum, buz gibi havada bisiklet sürdüm, gayet güzel bi tatille
beraber hem arkadaşlarımı da görmüş oldum. Burdan hepsini tekrar öpüyorum =)
Enschede'den
sonra Pelin kankimin yanına geçtim yine trenle. Den Haag HS! Bunu heralde bi
30-40 kere falan duymuşumdur son bi haftada. Gerçekten çok güzel bi yer Lahey.
Hem çok büyük değil hem de eğlenceli bi şehir, Erasmus'da orayı yazan
arkadaşlar gayet mantıklı bişey yapmışlar, kesinlikle vazgeçmesinler eğer
çıkarsa, mutlaka gitsinler. Lahey'de de güzel yerleri gezdik baya Pelin'le,
size önerim Maduradam dedikleri yere gidin, biz girmedik ama siz girin,
Panorama Mesdag'a kesinlikle gidip, benim hayatımda görüp de en çok etkilendiğim
yerlerden birisi sanırım. Lahey'in gece hayatı da gayet güzel. Cafe, bar,
restoran, club, coffie shop... Herşeyi bulmak mümkün. Ben o kadar sevdim ki,
tren garından geri döndüm bigün daha kaldım! Tabi bu dönüşün bi sebebi de
Paris'e gidiş için rezervasyon yaptırmamış olmamdı ama asıl sebep Lahey!
Lahey'den de gayet mutlu ayrıldım, burdan Pelin'e tekrar öpücükler
gönderiyoruz. Ve tabiki Iro, Angelos, Mireia, Andres, Daniela'ya da ayrı ayrı
selamlar, kucak dolusu sevgiler =)
15 günüm
böyle geçti işte, 3 yıldır peşinde koşturduğum Interrail ayağıma gelmişken
gitmemek olmaz dedim ve bastım gittim. Siz de gidin, dediğim yerleri gezin,
önümüzdeki haftaya kadar da kendinize iyi bakın =))