Geçen haftadaki sayfa görünümleri

17 Mart 2013 Pazar

Rouen Günlükleri - 6-7-8. Haftalar

Meraba arkadaşlar;

3 hafta sonra tekrar bi blog yazıyorum ve bu 3. haftalık gecikmenin sebebi de biçoğunuzun bildiği gibi interrail serüvenim. Hemen bu güzel 3 haftanın bi özetini geçiyim sizlere.

İlk hafta zaten sadece 2 gün derse gittim ve gördüm ki, dersler kendi çapında zorlaşmaya başlamış. 3dersimin 2sinden önümüzdeki hafta içinde proje sunumu tarzı bişeyler varmış. Projemizi zaten sağolsun fransız kardeşlerimiz iteliyolar, free-rider olarak hayatımıza devam ediyoruz. Diğer derste de bizim okulda işletme birinci sınıflara oynattıkları "Capitalism" tarzı bi oyun oyniycaz ama ne yazık ki burda o oyunu 1. sınıflar değil 4. sınıflar oynuyo. Üstün fransız eğitim kalitesini burdan tekrar tekrar görebilirsiniz.. Diğer dersim için de bir kitap okuyup araştırma özütleme geliştirme falan tarzı bişeyler yapmamız gerekiyomuş.. Ders yükü bu kadar zaten, şimdi gelelim uzun kısma..

Interrail'a hazırlık dönemi biraz sancılı bi dönem açıkçası; rota özellikle çok büyük problem. O yüzden gitmeyi düşünen arkadaşlar kalıcakları yerleri, gezicekleri yerleri, günlerin dağılımı iyi yapsınlar. Bizim rotamız 5-6 kere falan değişti ama şöyle bi rota belirledik kendimize:

Paris ---> Berlin ---> Prag ---> Münih ---> Viyana ---> Budapeşte

Budapeşte'den de Eindhoven'a ucuz uçak bileti bulunca benim son yörüngem şöyle oldu

Budapeşte ---> Enschede ---> Lahey

22 gün içinde 10 günlük seyahati kapsayan bi bilet aldık ki kendisi 265 € oluyo, çantalarımızı donla çorapla doldurduk, yollarda aç kalmayalım diye sandviçleri de bastık, çıktık yola. Hemen şöyle bi ayrıntı veriyim, büyük şehirlere özellikle hafta sonları gidiyosanız mutlaka rezervasyon istenip istenmediğini sorun, isteniyosa yaptırın, bazen yoğunlukla karşılaşabiliyosunuz.

Paris'ten Berlin'e giderken yataklı tren kullandık zira yol 13 saat, uyumadan geçmez. Berlin'e indiğimizde yolu sormak için sağa sola bakarken bi pazar gördük, boş gözlerle bakarken biri seslendi tabi, "Gençler bi yeri mi arıyosunuz?" "Vay" dedik "Abi türk müsün?" yanımızdan geçen başka bi adam "Burda yere tükürseniz türkün ayakkabısına gelir" dedi, anladık ki, burda bize ölüm yok. Erasmus görevini Berlin'de sürdüren sevgilimle de buluşunca dedik bi Küçük İstanbul'a gidelim. Kreuzberg, Berlin'deki türkler arasında Küçük İstanbul diye geçiyo, hakkaten de küçük bi Türkiye orası, her dükkana selamın aleyküm diye giriyosunuz, Türkçe konuşmanıza gerek kalmıyo. Böyle güzel biyer bulmuşken karnımızı türk yemekleriyle doyurduk ve başladık gezmeye. Brandenburg Kapısı, Televizyon Kulesi, Alexanderplatz, Berlin Katedrali, Görlitzerpark -ki burası çok güzel bi yer-,  Pergamon Müzesi, bi de adını bilmediğimiz underground biyere gidip sokak sanatçılarının sergisini gezdik. En güzel yanı da sevgilimi gördüm ve güzel türk yemekleriyle karnımı doyurdum.

Gece treniyle Berlin'den Prag'a geçtik, sabah otelimizde bi güzel dinlendikten sonra akşam gezmeye dışarı çıktık, zaten Prag'da iki gün kalıcağımız için ilk akşamımızda yemek yiyip etrafa bakalım demiştik, şansımıza Orhun ve Samet'le karşılaştık, Prag'da yaşayan bu iki türk bize sağolsun nerde gezilir nerde yenir içilir anlatıp bi de güzel şehir turu yaptırdılar, daha sonra otelimize gidip güzelce uyuduk ve sabah kalkıp gezmelere başladık. Prag Kalesi, Charles Köprüsü, Old Town Square, Astronomik Saat, Mala Strana, Hard Rock Prag -ki burası Avrupa'daki en büyük Hard Rock Cafe- ve daha bi çok meydan ve Kilise'ye gittik ve gördük ki Prag gerçekten çok tarihi ve güzel bi şehir ama akşam saat 7den sonra bütün o Old Town Square, hapçılarla ve pezevenklerle doluyo, adım başı haşiş, marijuana, cannabis, weed, boobies sesleri duymanız mümkün. Ayrıca Efes Pilsen'in de taklidi olduğu birayı tattık, gerçekten çok güzel ve biraz ağır bi tadı var, mutlaka deneyin, hatta Gulaş dedikleri yemekle beraber deneyin.

Ordan yine gece treniyle Münih'e geçtik ve trenden iner inmez fark ettim ki cüzdanım yok, ya kayboldu ya trende çaldırdım bilmiyorum ve hatırlamak da istemiyorum çünkü bütün moralim sıfıra indi ve saat 5e kadar kayıp cüzdanla uğraştım, bi sürü belge falan var işte bu kısımda o yüzden geçiyorum. Akşam 5ten sonra gezebildiğimiz kadar gezelim diyip başladık biraz ucundan. BMW Welt, Olympiapark, Marienplatz, Asamkirche, English Garden, Rock Museum'a gittik, gerçi English Garden gece bildiğin orman tarzı bi yer oluyo ama sabah gözüyle görmek de bize nasip olmadı. Sokak sanatçılarını dinledik, yemeğimizi yiyip geldiğimiz günün gecesi Viyana'ya geçtik.

Viyana, inanılmaz güzel bi yer arkadaşlar, mutlaka gitmenizi öneririm, küçük ama gerçekten çok tatlı bi yer ve üstelik sıcacık. O kadar soğuk memleket gezdikten sonra oturduk bi nehrin kıyısına, bildiğin güneşlendik, içimiz ısındı resmen. Viyana'da gittiğimiz yerler; Rathaus, Staatsoper, Parlamenton, Hofburg, Stephanplatz, Sisi Museum, Schönburnn Sarayı -ki buraya en az bi 2-3 saat ayırmanız lazım- Ama şunu net söyliyim, bu dediğim yerleri gezen turistleri bi Topkapı'ya, bi Dolmabahçe'ye, bi İstiklal Caddesi'ne bıraksanız ya kalpten giderler ya yorgunluktan ölürler. İstanbul'u hakkıyla gezmeyen birinin buralara gelmesinin bi anlamı yok, zira Türkiye'deki bi çok yer daha fazla gezilesi.

Viyana'dan da gece treniyle Budapeşte'ye geçtik ve geçer geçmez otelimize gidip yattık çünkü inanılmaz bi yorgunluk vardı ve 3 gündür yatak yüzü görmemiştik. Sabah kalkınca da başladık Budapeşte'yi gezmeye. Yine burda da akşama doğru kaldığımız için ve hava yağmurlu olduğu için çok fazla gezemedik ama Parlamento, Chain Bridge, Elizabeth Bridge, Macar Ulusal Müzesi gibi yerlere gittik. Size naçizane önerim şu olabilir Budapeşte konusunda; sabah Parlamento'yu, her iki köprüyü de, St. Matthias Bazilikası'nı, Kahramanlar Meydanı'nı gezin gece de Budavari Siklo dedikleri asansörden Ulusal Müzeye çıkın ve Budapeşte manzarasına bi bakın.

Interrail serüvenimiz burda bitti ve tarih 9 Mart olmuştu. Hollanda serüvenime geçmeden önce bikaç dipnot daha veriyim ki aklınızda bulunsun:
  • Kendi para birimini kullanan ülkelerde harcamalarınıza dikkat edin, ayarı kaçırabilirsiniz.
  • Prag ve Budapeşte'de para bozdururken dikkat edin, değerinin altında bozmaları çok yüksek ihtimal.
  • Yine Prag ve Budapeşte'de mümkün olduğunca taksi kullanmayın, soyup soğana çevirirler.
  • Her gittiğiniz yerden hatıra bişeyler alın. Souvenir makinalarından coin bastırın, buzdolabı süsü, shot bardağı, t-shirt, bardak altlıkları, haritalar, biletler hep güzel ve taşınması kolay hatıralar.
  • Gece trenlerine ve otobüslerine dikkat edin, toplu taşımanın saatleri çok önemli
  • gittiğiniz yerlerde ulaşımınızı genelde daily ticket alarak sağlayabilirsiniz.
  • Şehir haritaları ve metro haritaları hayati önem taşıyo, mutlaka edinin.
Gelelim Hollanda kısmımıza;

Interrail'i bitirdiğimizin ertesi günü Budapest'ten uçakla Eindhoven'a gittik ve ben Enschede'ye geçtim. Geçtim ama böyle bir geçmek yok, 2.5 saatlik yol için 4 aktarma yaptım. Trenlerin kimi 4 dakikalık kimi yarım saatlik, uyumaya gelmiyo. Neyse, uçak-tren-otobüs hepsini denedikten sonra Ataman'ı bi gördüm, altında bisiklet, dedim "Bi sen kaldın denemediğim, sen de gel.." Evde Eliföz ve Şensu'yu da görünce fark ettim ki, okulu falan çok özlemişim. Oturduk, dinlendik, sohbet-muhabbet ettik, 3 gün Türkiye'deymişim gibi mutlu mesut türk yemekleriyle doydum, buz gibi havada bisiklet sürdüm, gayet güzel bi tatille beraber hem arkadaşlarımı da görmüş oldum. Burdan hepsini tekrar öpüyorum =)

Enschede'den sonra Pelin kankimin yanına geçtim yine trenle. Den Haag HS! Bunu heralde bi 30-40 kere falan duymuşumdur son bi haftada. Gerçekten çok güzel bi yer Lahey. Hem çok büyük değil hem de eğlenceli bi şehir, Erasmus'da orayı yazan arkadaşlar gayet mantıklı bişey yapmışlar, kesinlikle vazgeçmesinler eğer çıkarsa, mutlaka gitsinler. Lahey'de de güzel yerleri gezdik baya Pelin'le, size önerim Maduradam dedikleri yere gidin, biz girmedik ama siz girin, Panorama Mesdag'a kesinlikle gidip, benim hayatımda görüp de en çok etkilendiğim yerlerden birisi sanırım. Lahey'in gece hayatı da gayet güzel. Cafe, bar, restoran, club, coffie shop... Herşeyi bulmak mümkün. Ben o kadar sevdim ki, tren garından geri döndüm bigün daha kaldım! Tabi bu dönüşün bi sebebi de Paris'e gidiş için rezervasyon yaptırmamış olmamdı ama asıl sebep Lahey! Lahey'den de gayet mutlu ayrıldım, burdan Pelin'e tekrar öpücükler gönderiyoruz. Ve tabiki Iro, Angelos, Mireia, Andres, Daniela'ya da ayrı ayrı selamlar, kucak dolusu sevgiler =)

15 günüm böyle geçti işte, 3 yıldır peşinde koşturduğum Interrail ayağıma gelmişken gitmemek olmaz dedim ve bastım gittim. Siz de gidin, dediğim yerleri gezin, önümüzdeki haftaya kadar da kendinize iyi bakın =))

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder