Geçen haftadaki sayfa görünümleri

26 Ocak 2013 Cumartesi

Rouen Günlükleri - 1. Hafta


Arkadaşlar merhaba, 20 Ocak gibi başlayan ve 20 Haziran gibi biticeğini düşündüğüm Rouen Business School Erasmus tecrübemi elimden geldiğince sizlerle paylaşmaya karar verdim. Buraya exchange student veya turistik amaçla gelicek arkadaşlar yararlanmak isterlerse umarım işlerine yarar.

Uçağımız Paris Orly hava limanına yerel saate göre 13.00te iniş yaptı. Zaten Orly hava limanında böyle kabinin içindeki insanlar yok, 6-7 tane görevli sizleri bekliyo ve pasaportunuzu-vizenizi neyse gösterip geçiyosunuz. Sonra bavulumuzu alıp information desk'e gittik, Rouen'e trenle gidiceğimiz için St. Lazare tren istasyonuna gitmek için yol sorduk. Yol tarifimizi aldıktan sonra fark ettik ki, küçük bi yanlışlık kurbanı olmuşuz, otobüs bileti aldığımızı sanırken tren-metro tarzı bi bilet almışız. Canımız sağolsun diyip adını Orlyval diye hatırladığım şeye bindik, zaten heryerde tabelalar var, hemen bulunabilen bişey. Orlyval'e bindik, Antony denen ana istasyonda indik, ordan da Orlyval için aldığımız bileti kullanarak Aeroport Charles de Gaulle yönüne giden metroya bindik ve Chatelet Les Halles diye bir yerde indik. Burda aktarma yaptık ve 14 numaralı metroya bindik sonra da St. Lazare'da indik. Zaten buraya gelerek yolun büyük ve karışık kısmını halletmiş olduk. Burası tren istasyonu ve tren bileti alıp Rouen'e geçtik. Yol kısmı bu kadardı, umarım kullanmak isteyenlere yardımcı olur.

Gelelim Rouen kısmına. İstasyondan otobüsle de taksiyle de kampüse geçilebiliyor, biz çok yorgun olduğumuz için taksi kullandık, iyi de yaptık, siz de taksi kullanın. Okula gelir gelmez HUB denen yerden anahtarlarımızı aldık ve odalarımıza girdik. Odalar açıkçası rezalet diye nitelendirilebilir. Benim odam 9 metrekare ve ilk gördüğümde büyük hayal kırıklığına uğramıştım. Odada hiçbirşey olmadığı ve yemek yememiz gerektiği için hemen Carrefour'a gittik ve temel bikaç alışveriş yaptık. Laptopumu açtığımda fark ettim ki, bilgisayarın soğutma sisteminde problem var, sonra fark ettim ki telefonumun internet paketi burda çalışmıyo, ve fark ettim ki, buzdolabı da çalışmıyo, hatta elbise dolabım 3 cm genişliğinde ve raf yok, ve yastık yok ve tabi internet de inanılmaz problemli ve yavaş. Tüm bunlara lanet edip vurdum kafayı yattım. 2. gün de aynı şekilde geçti nerdeyse hiç bahsetmiyorum, sonra oda arkadaşımla tanıştım: Yiğit. İşte bu benim için iyi oldu, çünkü şunu fark ettim ki, ilk tepki olarak inanılmaz özlüyosunuz bıraktığınız şeyleri bu yüzden gelirken mutlaka yanınıza resim, hatırası olan şeyler, ses kayıtları, takımızın formasını atkısını falan getirin. Neyse, Yiğit'ten aldığım tüyolarla biraz daha durumu kurtarmaya yaklaştım; Carrefour'dan ucun meyve sebze nası alınır, hangi marka türk damak tadına yakın, otobüse nası bedava binilir.

3. gündü galiba, bir fransız telefon hattı almak için Carrefour'a gittim (Cidden herşeyi satıyolar!) Telefonumun blokeli olduğunu ve kırdırmam gerektiğini söylediler. Elimize bi adres verip yolladılar, ben de yolda giderken dedim birilerine soriyim, Excuse me, buraya nası giderim, telefonuma bloke kodu gibi bişey almam lazımmış dedim, yurt dışından mı geldin dedi, he dedim, nere dedi, Turkey dedim, işte o an dünyanın en güzel şeyini söyledi "Aaaa, ben de Türküm!" Demet, sağolsun beni gitmem gereken yere götürdü, ilgilendi, dersinden falan kaldı, ama en son anladım ki, bu iş böyle olmiycak, kıza da yazık, dedim "Hadi sen dersine git, herşey için çok teşekkürler, ben zaten katedralin önüne çıktım mı yolumu bulurum." Katedral de Ankara'nın YKM'si gibi bi yer, önünden falan buluşuyulo, oraya çıksam yolumu bulucam, ama 2 saat uğraşmama rağmen çıkamadım, kısacası kayboldum Roeun merkezde, dedim madem kayboldum biraz geziyim, şarkı falan söylemeye başladım, geçtiğim sokaklardan bikaç kez daha geçtim, sonra karnım acıktı, bi Hint restoranında döner gibi bişey yedim, ordan yola devam. Baktım Fransız kardeşlerimiz ingilizce bilmiyolar, bilenleri de çok konuşamıyo, dedim fırsat bu fırsat, canım da sıkılıyo zaten, durdurdum birini, "How I jump bus 4" dedim, anlamadı tabi, ben de dönerimi yiyerek yola devam ettim. Sonunda yolumu bi şekilde bulup kampüse vardım allahtan.

4. gün bilgisayarımın fanının bozuk olduğunu anladım ve el yordamıyla tamir ettim, yanımda getirdiğim öbür telefona fransız hattını taktım, buzdolabım çalışmaya başladı, internetim biraz düzeldi, eşyalarımı dolaba değil çekmecelere yerleştirdim, kısacası hayatımı biraz idame ettirebiliyo hale geldim. Ve sonradan öğrendim ki, bizim yurt Exchange yurduymuş, bugün de birisinin doğum günüymüş, toplanıp Le Palace diye bi yere gittik. Açık söylemek gerekirse Bodrum'daki sıradan bi mekandan bi farkı yok. Tek farkı mekanın çıkışında taksi falan yok, 2 saat taksi bekledik ama Fransızlar tok millet galiba, belli bi saatten sonra çalışmıyolar. Kendi imkanlarımızla yurdumuza döndükten sonra sıcak bi çorba içip yattık, çünkü biz mekana girerken hava -6 dereceydi, çıktığımızda -15 falandı en az, öyle soğuktu.

5 gün de diğer günler yaptığım gibi Carrefour'a gidip alışveriş yaptım, ve bütün gün yattım, zira bu hafta beni gerçekten çok yormuştu.

Bu hafta neler öğrendik;
  • Burası inanılmaz soğuk, hazirana doğru anca 25i görür dediler
  • Gelir gelmez Carrefour kartı almaya bakın, bol bol gidiceksiniz
  • Otobüs kartı var, bus pass denen, onu almak lazım
  • Az biraz Fransızca bilmek yada bilen birisiyle takılmak sizi kurtarır
  • Cebimizde bi taksi numarası bulundurmamız lazımmış
  • Ucuz tarifeli bi fransız hattı almak lazım
  • Ve en önemlisi, moralimizi yüksek tutuyoruz; All Is Well
Önümüzdeki hafta neler yapıcaz;
  • Bus pass dediğim şeyi alıcam
  • Paris'e inicem
  • Rouen merkeze inip hem biraz alışveriş yapıcam hem fotoğraf çekicem

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder