Keşke yan koltukta uyuyan kız değil de camın öteki tarafındaki ağaçlardan biri olsan. Bir anda görüş alanıma girip, girdiğin gibi de geri çıkabilsen. Sadece siluetin kalsa hafızamda bir an, o da bi sonra ki ağaç gelene kadar. Ya da camdaki bi yağmur damlası olsan. Hayatın hızını temsil edercesine hoyrat esen bir rüzgarla yavaş yavaş ayrılsan gözümün önünden, hayatımdan, içimden, her bir hücremden…
Ben lanet bi kese kağıdına, 50 kuruşluk bi kalemle bunları yazsam; sen de okumasan uyanınca. Ben olmasam, sen olmasan, biz olmasak; bari beraber olmasak…
Hep yolda olmak, bi türlü varamamak, sonunu görememek; ister istemez merak etmek, birazcık umutlanmak, birazcık hayal kurmak; çokça umutsuzluğa düşmek, yok yere kötü hissetmeye başlamak; belki ağlamak, belki ağlatmak. Bunların hiçbiri bana göre değilmiş maalesef; üzgünüm…
Keşke bunları okurken ağlamiycağını bilsem; kağıdın göz yaşlarınla yumuşamiycağına emin olabilsem. Ama keşke sen de biraz ben olmuş olabilsen. Onca yıl, okyanusları yarıp gelicek bi periyi beklemiş; gelmiyceğini anlayınca en yakın limana demir atmış olsan. Ama kalmak için değil, dinlenmek için. Liman bunu bilmese ve gün gelip saatler ayrılık vaktini vurunca, eline 50 kuruşluk bi kalem alıp lanet bi kese kağıdına bunları yazmasan ve tam buraya gelince, kulaklıktan fısıldayan bi şarkı duysan: Ağlama ağlama içinde kalsın. Ayrılık insanlar için ve sen de insansın!
Emin ol bu kadar adice bi ayrılığı hak etmiyosun, ama bundan daha dürüstünü de ben beceremezdim. Elveda…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder