Geçen haftadaki sayfa görünümleri

19 Aralık 2010 Pazar

Tükeniş

   “Hiç kimse gelmiycek…”
  
   Odanın bi köşesinde; vücudu; 3 boyuta da temas eder haldeyken bunlar döküldü dudaklarından. O kapıdan kim girerse girsin, hiç kimse gelmiycekti ona göre. Yalnızlıktan, mutsuzluktan, yanlış anlaşılmalarından, konuşurken sesinin titremesinden, yalan söyleyememekten, sırlarını saklayamamaktan ve içinde bulunduğu tüm melankoliden kurtulamiycaktı ona göre. Hüzünlü şarkılarla ağlayıp, tuza bulasa da etrafı, hiç kimse gelmiycekti….
  
   Kapıdan girmiycek bütün insanları tek tek gözünün önüne getirip her biri için tekrar tekrar hıçkırıklara boğuluyodu. Parmaklarındaki eklemler hep ezikti, duvar kandı, iki eli de haraptı ama beyninde yankılan o ses,  her şeyi kırıp dökmesine sebepti. Ses beyninde duvarlara çarpıp tekrar tekrar doğdukça o da dudaklarıyla ölümsüzleştiriyodu bu laneti: “Hiç kimse gelmiycek…”
  
   Ve gelmedi…Hiç kimse girmedi o kapıdan. O duvarla dövüştü, kimse gelmedi. Bütün parmaklarını kırdı, kimse gelmedi. Duvarı kanından daha koyu bi kırmızıya boyadı, kimse gelmedi. Bi insanın kendine verebiliceği bütün zararı verdi bu sürede ve kimse -hiç kimse- gelmedi.
  
   Göz kapakları kapanmadan, nefesi kesilmeden, kanının son damlası kireç duvara geçmeden önce ayağa kalktı; kapıya doğru yürüdü. Elini kola attı ama açmadan önce duraksadı. Ya beklediği herkes kapının önündeyse? Kovalamaca oynayan çocuklar gibi birden kaçıverirlerse o açar açmaz… Kolu indirdi ve yavaşça itti kapıyı. Arkasını görebiliceği kadar açması belki bir saniyesini belki de bir yılını aldı ama sonunda açtı. Ve karşısında yine O vardı… Uğruna; duvarları yumrukladığı, ağlamaktan kör olduğu, kendinden geçtiği, yine olsa hepsini yaparım dediği şey: HİÇBİR ŞEY…
  
   Yavaşça kapattı kapıyı, sırtını dayayıp çöküverdi oraya. Başını ellerinin arasına aldı ve saçları kandan keçeleşinceye kadar öylece kaldı. Parmaklarındaki kurumuş kanı gözyaşlarıyla ıslatarak yere bir şey yazdı. Sonra ayağa kalkıp pencereye doğru yürüdü. Güneşin doğuşuna baktı bir kez daha. Bedenini boşluğa bırakırken geride bıraktığı sayılı şeyi düşündü; Yarım kalmış bi güneş doğumu, ucundan tırtıkladığı ama asla hevesle ısırılamadığı onca aşk, dilinin ucuna getirip de söylemeye korktuğu “Seni Seviyorum”lar ve hepsinin üstüne kara bi bulut gibi çöken kadere karşı kanıyla verdiği yanıt, yerdeki o son kelime;
  
   OLMADI…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder